Asistanlar köle gibi çalışmaktan nasıl kurtulur?

Yıllardır ciddi bir iş yükü altında çalışan tıpta uzmanlık öğrencileri (asistan hekimler) artık sıkıntılarını sineye çekmeyi bırakıp, dertlerine bir çözüm bulunması için seslerini yükseltmeye başladılar. Bunda bir ölçüde başarılı da oldular. Hem üniversite yönetimlerinin hem de Sağlık Bakanlığının dikkatini konu üzerine çekmeyi sağladılar.

Asistan hekimlerin şikâyetçi olduğu temel konular olarak iki-üç günde bir tutulan nöbetler, iş yüklerinin fazlalığı, hekim dışı personelin yapması gereken çok sayıda işi kendilerinin yapması ve hizmet sunumundan eğitime zaman ayrılamaması konuları öne çıkıyor. Asistanların ne kadar olumsuz koşullarda çalıştıklarını Sayın Sağlık Bakanı da kabul etti. Birkaç mülâkatında da bu durumun düzeltilmesi gerektiğini “Asistanlar köle gibi çalışmayacak” sözleriyle ifade etti ve bu konuda bir de Genelge yayımladı. Ancak, hem üniversite hastanelerinde hem de Sağlık Bakanlığı eğitim ve araştırma hastanelerinde asistanların çalışma düzeninde önemli bir değişiklik, bir düzelme olmadı. Çünkü asistanların kötü şartlarda çalışmasının nedeni eğitici kadroların kötü niyetle asistanları ezmeye çalışması değil, konu da bir genelgeyle kolayca düzeltilecek bir konu değil.

Asistanların iş yükünün fazla olmasının temel nedeni, asistanlar üzerinden verilen sağlık hizmetine göre asistan sayısının azlığıdır. Son 7-8 yılı göz önüne aldığımızda, yeni üniversite hastaneleri, eğitim ve araştırma hastaneleri açılmış, her geçen gün sağlık hizmeti sunulan hasta sayısı artmış, fakat asistan kontenjanlarında buna uygun şekilde artış olmamış, eğitim birimi başına düşen asistan sayısı azalmıştır. Bu durum da asistanların iş yükünde belirgin bir artışa yol açmıştır. Örneğin; 14-15 asistan bulunduğunda normal şekilde işleyecek olan bir serviste 7-8 asistan kalsa da işlerin aksamaması ve hizmetin sürekliliği için asistanlara daha fazla sayıda nöbet yazılmakta, 14-15 asistan varmış gibi iş üretmeleri beklenmektedir. Ayrıca MEDULA sistemine bilgi girişi gibi asistanların iş yükünü artıran yeni uygulamalar devreye girmiştir. Poliklinik hizmetlerinin devam etmesi, ameliyatların sürdürülebilmesi, preoperatif ve postoperatif bakımların yapılması, yatan hastaların takibi ve tedavisi gibi hizmetlerin kesintisiz sürdürülebilmesi ancak hekimlere daha fazla iş yüklenerek sağlanabilmektedir.

Tıpta Uzmanlık Sınavları (TUS) ile alınacak asistan kadroları nihai olarak Sağlık Bakanlığınca belirlenmektedir. Sağlık Bakanlığı kontenjanları belirlerken hem ilgili uzmanlık dallarındaki hekim sayısını ve gelecek yıllardaki ihtiyaç duyulacak uzman sayısını hem de ülke genelinde aile hekimliğine geçilmiş olması nedeniyle pratisyen hekim ihtiyacını göz önüne almaktadır. Sonuçta da bazı dallara çok az kontenjan ayrılmakta, bu kontenjan ülke genelindeki üniversite ve eğitim araştırma hastanelerine dağıtıldığında bazı kliniklere bir iki asistan kadrosu verilirken, bazı kliniklere hiç asistan kadrosu verilememektedir. Örneğin; 2011 yılı Mayıs Dönemi TUS ile 50 civarında üniversite hastanesi ve 60 civarında Sağlık Bakanlığı eğitim ve araştırma hastanesine toplamda 2 bin 439 asistan kontenjanı açılmıştır. Uzmanlık alanlarına göre bakıldığında iş yükü fazla ana dallar olan genel cerrahi ile kadın hastalıkları ve doğum alanları için bile toplamda 75 ve 131 kontenjan verilmiştir. Beyin cerrahisine 25, çocuk cerrahisine 22, göğüs cerrahisine 15, göğüs hastalıklarına 44, kalp-damar cerrahisine 25 ve KBB’ye 66 kontenjan verildiği görülmektedir. Bu tablodan, çok sayıdaki hastanenin beyin cerrahisi, çocuk cerrahisi, göğüs cerrahisi, kalp-damar cerrahisi gibi kliniklerine hiç asistan kadrosunun verilmediği sonucu çıkmaktadır. Ancak, bu kliniklerde asistanlar üzerinden hizmet sunumu devam ettiğinden, mevcut asistanların iş yükü de dayanılmaz şekilde artmaktadır. Diğer yandan, birçok alanda uzmanlık eğitimi sürelerinin kısalmasıyla çok sayıda asistanın erken uzman olması da bu kliniklerdeki asistan sayısını azaltmış ve kalanların iş yükünü artırmıştır. Son iki üç yılda yeni tıp fakülteleri ve eğitim hastanelerinin açıldığını da dikkate alırsak, önümüzdeki yıllarda mevcut kontenjanın paylaşımına yeni hastanelerin de dâhil olacağı ve kliniklerdeki asistan sayılarının daha da azalacağı ortaya çıkmaktadır.

Bu sıkıntıları çözmenin birinci yolu, kliniklerin iş yüklerini de dikkate alarak asistan sayılarının artırılmasıdır. Ayrıca, uzmanlık eğitimiyle doğrudan ilgisi olmayan ve hekim dışı personel tarafından yapılabilecek olan işlerin (bilgisayarlara veri girişi gibi) asistanların üzerinden alınması ve bu işlerin eğitilmiş yardımcı personeller tarafından yapılması da asistanları rahatlatacaktır. Ancak, yukarıda bahsettiğim nedenlerle, özellikle belli dallar için asistan kontenjanı artırılamıyorsa, bu sorunun çözümünde bir yol da, bazı hastanelerdeki sağlık hizmeti sunumunun asistan dışındaki hekimler (uzman, pratisyen) tarafından sunulması sağlanarak uzmanlık eğitiminin belli merkezlerde yoğunlaştırılmasıdır. Yani (uygulanan politikanın tam tersi bir şekilde) bazı hastanelerin veya bunların bazı kliniklerinin eğitim hastanesi statüsünden çıkarılmasıdır. Örneğin; bir TUS döneminde 25 çocuk cerrahisi asistanı alınacaksa, bu kadroyu 25 hastaneye birer tane dağıtıp, bazılarını da asistansız bırakmak yerine, çocuk cerrahisi uzmanlık eğitimi verilen merkez sayısını azaltıp, her birine üç dört asistan verilmesi hem asistanların iş yükünü azaltacak hem de uzmanlık eğitiminin kalitesini artıracaktır.

Prof. Dr. Ahmet KOÇ, Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hematolojisi BD Öğretim Üyesi

Medimagazin

 

656 okuma

Bir Cevap Yazın